Diğer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Diğer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mart 2012 Çarşamba

Anneden Çocuğa Mektup. . .

Herkese Merhaba!

Facebook/Kadınca  grubunda gördüğüm bu mektup beni çok duygulandırdı..

Hem yolun başında olan anne arkadaşlarım ile hem de annesine bakan sevdiklerim arasında kalarak,ilk defa her  iki tarafında yerine kendime koyarak ,empatiyi tam anlamıyla yaşayarak okumaya çalıştım..

Yazının kim tarafından yazıldığını bilmiyorum..


Canım oğlum,kızım....

Benim yaşlandığımı düşündüğün gün (ki yaşlı olmayacağım) sabırlı ol lütfen ve beni anlamaya çalış...

Yemek yerken üstümü kirletirsem lütfen sabırlı ol.Sana bir şeyler öğretmek için seninle ilgilendiğim günleri hatırla...

Seninle konuşurken, aynı şeyleri 1000 kere tekrarlıyorsam sözümü kesme. Beni dinle. Sen küçükken, uyuyana kadar sana aynı hikayeyi 1000 defa tekrar tekrar okumak zorunda kaldığımı hatırla.

Banyo yapmak istemediğimde; beni utandırma ya da azarlama...Seni banyoya götürmek için icat ettiğim küçük yöntemlerimi ve oyunlarımı hatırla...

Yeni teknolojiler karşısındaki cahilliğimi görürsen bana zaman tanı; beni yüzünde alaycı bir gülümsemeyle izleme...

Bazı zamanlarda unutkan olursam yahut konuşmalarımızda ipin ucunu kaçırırsam lütfen hatırlamam için gerekli zamanı bana tanı; hemen sinirlenme...Çünkü asıl önemli olan senin yanında olabilmem ve beni dinliyor olmandır.

Ben sana bir sürü şeyi nasıl yapacağını gösterdim.İyi yemek yapmayı,iyi giyinmeyi...Yaşamı göğüslemeyi...

Yaşlı bacaklarım yürümeme izin vermediğinde bana elini ver.Tıpkı, benim sana ilk adımlarımı atarken verdiğim gibi...

Ve bir gün artık daha fazla yaşamak istemediğimi; ölmek istediğimi söylediğimde bana kızma.Bir gün beni anlayacaksın.

Yaşamın; zevk alma değil, artık idareten yaşama yaşı olduğunu anlamaya çalış.

Hatalarıma karşın hep senin için iyi olanı gerçekleştirmeye ve senin yolunu hazırlamaya çalıştım.Senin yanında olduğumda üzgün, kızgın ya da güçsüz hissetme kendini.

Benim yanımda olmalısın, beni anlamalısn ve bana yardım etmelisin.Yürümeme yardımcı ol ve yolumu sabırla sevgiyle bitirmeme...Benim için yaptıklarını, ya bir gülümseme ya da senin için her zaman taşıdığım çok derin sevgiyle geri ödeyebilirim ancak.

Seni çok seviyorum ve hep seveceğim;bunu sakın unutma.

7 Mart 2012 Çarşamba

Fetih 1453




Herkese Merhaba!

Filme gideli 2 hafta oluyor ancak kendi kendime "haksızlık mı ediyorum?"diye sorguladığımdan paylaşmak bugüne kısmet oldu..

Sanırım üzerinde çok konuşulan  filmlere karşı çok büyük beklentiler içerisine giriyorum...Bugüne kadar  bu şekilde konuşulan,tanıtılan hangi filme gittiysem hayal kırıklığı içerisinde çıktım..

Film sadece savaş hazırlıklarını ve savaşı anlatıyor gibi geldi bana..Öyleki savaş stratejileri bile belirlenmeden,direk savaşa girilmiş hissi uyandırdı bende...

Ulubatlı Hasan ise Fatih Sultan Mehmet 'den daha çok anlatılmış..

İstanbul'u fetheden bu büyük sultan daha farklı şekilde tasvir edilmeliydi....

Kısacası film senaryo anlamında beni hiç doyurmadı...

"Türk sinemasının en büyük bütçeli filmine destek amaçlı gittim "olarak değerlendiriyorum sadece...

Sevgiler,öpücükler...

22 Şubat 2012 Çarşamba

Anneciğimden Sevgililer Günü Hediyeleri

Geçen seneki sevgililer gününde et ve patatesleri kalp şeklinde pişirecek kadar özenmiştim..Bknz :) burada

Bu sene ise okadar enerjim yoktu...Daha sade bir gün geçirdik...

Anneciğim ise sevgililer günü hediyesi olarak eşim ve bana boyunluk örmüş..İkimizin ki de aynı renkte..Benimkinin ilave olarak püskülleri ve bantı var...

Çok hoşuma gitti...

Önce benim ki;





Bant ile birlikte ;




Bu da kociş ile birlikte ;

Pardon kociş ve bebiş ile birlikte :)




Ellerine sağlık annecim!

26 Aralık 2011 Pazartesi

Hayal Kırıklığı / Disappointment

.'gucci guilty' oriental floral fragrance.

Bu parfümü çok uzun zamandır istiyordum.


Sanırım muhteşem şişesi ve reklamları bende çok büyük bir beklenti uyandırdı..Ancak ne yazık ki denediğimde hayal kırıklığı yaşadım..

Bir kere o şişeden bu kadar düz bir koku nasıl çıkar ?
Koku çok sıradan,sanki daha önceden biliyormuşum hissini verdi bana..

Bense hiç unutamayacağım -The  One  gibi-Magnetism  gibi-Hugo Deep Red -gibi benim için çok farklı yere sahip olan,"tek geçeceğim"  kokular arasında olacak sanmıştım :(



I wanted this perfume  for a long time.

I think I had great expectation because of it's magnificent bottle and ads.The fragnance is very ordinary.It gave me a sense that I  already knew it.


I  thought that it will be unforgettable such as The One,Magnetism and Hugo Deep Red  for me Unfortunately I was wrong :(

24 Kasım 2011 Perşembe

Babacığımdan Hediyeler/ Gifts From My Father

"Erkekler  alışverişi sevmez "derler..
Bu benim babam için kesinlikle doğru değil..
Kendisi alışveriş yapmayı çok sever,oldukça zevklidir de ..Ayrıntılar onun için önemlidir;her parçanın özel olmasına dikkat eder...

Bana da aşağıda gördüğünüz güzellikleri almış...

Kesene bereket babacığım :)

It is said that men do not like shopping.
It is not true  for my father..He loves shopping alot.Details are  always very important for him also he pays attention that every piece is specific. 

He bought me these  beauties which you see in below;
 
Thanks for everything dady :)
 
 
 














10 Kasım 2011 Perşembe

Büyük konuşma / Don't talk big...

Büyük çantaya karşı olan,sevemeyen ben geçen gün gördüğüm bu çantadan  sonra tüm söylediklerimi geri alıyorum :)

Çantayı çok beğendim,dayanamadım..

Üstelik % 50 indirimde  olduğunu görünce  daha bir dayanılmaz hale geldi kendisi :)

Neymiş?

Büyük konuşmuyormuşuz :)

I'm, who is against a large bag,eating my words after seeing this bag.

I liked  it very much.

Moreover ,it was  50% discount and  this has became it  more unbearable :)

So what is the result?

Don't talk big :)



26 Ekim 2011 Çarşamba

Yemek Name / The food culture magazine -Yemek Name-

Merhaba;

Bana ilginç gelen,faydalı olacağına inandığım herşeyi paylaşmaya çalışıyorum.
Sizde benim gibi  mutfağa meraklı iseniz Devletşah'taki  ücretsiz yemek  dergilerini (Yemek Name) indirebilirsiniz...

Ağustos 2007 'den aralık 2010 'a kadar sayıları mevcut.

Indırmek için tık tık

Hi all;

 I'm trying to share everything which  I found useful and interesting.

If you are interested in  kitchen, like me, you can download   this monthly magazine of food culture-YEMEK NAME-  as free..

You can download from here.
As I know the site is Turkish may be  you can use google translator.


6 Ekim 2011 Perşembe

Crystal beauty/Kristal güzellik

Daha önce ev dekorasyonuna hiç dikkat etmeyen bana bir haller oldu..."Evi nasıl değiştirsem,ne yapsam daha şık olur" diye düşünmeye başladım bu ara...

Tam da bu sırada  komşumuz olan Sevil Teyzem (tanımanızı çoook isterdim,okumaya doyamayacağınız   çok farklı bir kitaptır kendisi...) bana bu muhteşem kristal likörlüğü hediye etti  ki kristale pozitif enerjiiyi yansıttığına inandığım için başka bir düşkünlüğüm vardır....

Bakar mısınız şunun güzelliğine...

Kendisi el yapımı olup,tek olma özelliğini taşıyor :)


I wasn't interested in home decor in advance..I'm trying to find  how can I  decorate  chic my house these days.

At this time,our neighbour Sevil,  ( I wish you get to know her,she is an intellectual person who should be known by everyone ) has given me that gorgeous liqueur cup .(I'm very fond of crystals since  I believe that they spread  poisitive vibes.)

It is handmade and unique :)






28 Eylül 2011 Çarşamba

Farklı Bir Hediye Alternatifi "Fotomozaik" / Gift alternative "Photomosaic"

Sevgililer Gününde  değişik bir hediye ararken rast geldim  "Fotomozaik"'e...

Fotoğraflarınızı gönderiyorsunuz,bir fotoğrafı ana fotoğraf olarak belirliyorsunuz..Gönderdiğiniz tüm fotoğraflar küçük olarak,mozaik şeklinde ana fotoğrafın içine yerleştiriliyor..

Böylece uzaktan baktığınızda bir fotoğraf görüyorsunuz ancak resme yaklaştığınızda küçük kareler halinde birden fazla resim görüyorsunuz...

En az 30  fotoğraf göndermeniz tavsiye ediliyor...
Fotoğrafları gönderdikten 1 gün sonra kargoya veriliyor.35x50 ,50x70  ,70x100 olmak üzere 3 farklı boyutta yapılabiliyor....Poster yada fotobloklu poster alternatifleri mevcut.Ben 50x70 ve fotobloklu posteri tercih ettim..

Bu benim eşim için yaptırdığım fotomozaik.

Daha fazla bilgi için tık tık.


I came across to "Photomosaic " when I was looking for a gift for Valentine's Day.


You  send photos by selecting the main photo.All photos that you sent are placed as small mosaic.


Thus,you see one main photo when you look far but when you close the photo,you see  lots of photo as mosaic of small squares.


It is recommend to send a minimum of 30 photos.The "photomosaic" is being prepared  within one day.
There are three different size such as 35x50 ,50x70  ,70x100 .Also there are  alternatives such as poster  , photoblog.


This is  the  photomosaic which is prepared for my husband.


For more information,the site is here





6 Eylül 2011 Salı

İmdat ! Meslek hastalığına tutuldum!

Ben  8:00 -17:30  saatleri arasında ( hatta bazen bitiş saati daha geç ..) masaya yapışık duran,çoğu zaman  Wc'ye gitmeyi unutup,erteleyen,sonra kasık ağrısından  kıvrım kıvrım kıvranan , bildiğimiz "masabaşı çalışan" 'ın karesinin kübü bir bireyim...

Ve bu ara  boynumun ağrısından şikayetçiyim...Sanırım 4,5 yılın sonunda meslek hastalığını yakalanıyorum..

Daha önce bana  maille gelen,aşağıdaki şiiri sizlerle de paylaşmak istedim..Masabaşı çalışan iseniz arada sırada okumanız faydalı olabilir ;




Postlarımda  alıntı olan herşeyi bildirmeye çalışıyorum ancak bu şiirin kime ait olduğunu bilmiyorum ne yazık ki..

Herkese  sağlıklı günler........

5 Eylül 2011 Pazartesi

Anlıyor musun Beni?

Ben  bu gün böleyim;

  • Para kazanmak İstiyorum ancak çalışmak istemiyorum.
  • Röfle yaptırmak istiyorum ancak kuaförde 4 saat geçirmek istemiyorum
  • Bebeğim olsun istiyorum ancak 9 ay beklemek istemiyorum.
  • Kilo vermek istiyorum ancak rejim /spor yapmak istemiyorum.
  • Fransizca öğrenmek istiyorum ancak  dil kursuna  gitmek istemiyorum.
  • Temiz ev istiyorum ancak temizlik yapılsın istemiyorum.
  • Alışveriş yapmak istiyorum, para harcamak istemiyorum.
                          Anlıyor musun beni?




Piskopat Erkek 4


fotoğraf :http://www.buyutec.net/p-piskopat-erkek-4-28753.html

28 Temmuz 2011 Perşembe

Olabilir mii??? " Feng Shui"

Daha önce şu yazımda Nuray Sayarı'nın kitabını okuduğumu söylemiştim.

Kitapta Feng Shui'ye göre  dekorasyon ile ilgili bazı bilgiler yer alıyor;bende  denemek istiyorum,sizlerlede paylaşmak istedim;

Öncelikle Feng Shui'ye göre köşeler mevcut,bir odaya girip kapıyı arkanıza aldığınızda köşeleriniz aşağıdaki gibi;


Evinizde bu köşelerde kullanacağınız bazı objelerle enerjiyi hareketlendirebilir,bolluk bereketi arttırabilirsiniz;

Bolluk Bereket Köşesi ile başlayalım; 


  •  Bu köşeye akvaryum koyabilirsiniz.
  •  Bu köşeye denizden balık dolu ağları çeken balıkçı fotoğrafı koyabilirsiniz.
  • Rüzgar çanı koyarsanız buradaki enerjiyi harekete geçirebilirsiniz.
  • Mutfakta bolluk bereket köşesine  kuru gıda stoku (mercimek v.s ) ,para koyun.
 Şöhret Köşesi;
  • Bu kısma ısı,ışık,parlaklık getirmek faydalıdır.
  • Bu köşeye büyükçe bir ayna yerleştirmeniz daha çok chi şeker,enerjiyi büyütür.
  • Zil,rüzgar çanı gibi ses çıkaran aletler için ideal yerdir.
  • Buradan çeşme,akvaryum gibi objeleri kaldırınız.
  • Bu bölüme diplomalar,ödüller,takdir belgeleri koyabilirsiniz.
  • Pencereye kristal top asın
Geldikkk en önemli köşeye :)


İlişkiler ,Aşk Evlilik  köşesi;
  • Kristal küre,rüzgar çanını kırmızı bir kurdela ile yatak odasının kapısının dışına sın.
  • Yatak başını duvara yaslayın
  • Yatağınızın iki tarafına aynı komidinden,abajurdan  yerleştirin
  • Aşk köşesine aşık çiftler,kumrular,yunuslar,kalpler yerleştirin.(çift olması önemli)
Aile,Sağlık ;
  • Yeşil bitkilerle bu bölgeyi güçlendirin
  • Yeşil ve mavi renkler kullanın.
  • Bu köşede ışığı arttırın,kristal küre koyun (Bir sürü kristal küre almamız gerekiyor bu durumda)
  • Ahşaptan mobilya,ahşaptan dekorasyon eşyaları koyulabilir.
Sağlık,birlik,barış yeri;
  • Topraktan yapılan objeler koyularak toprak enerjisi çekilebilir.
  • Kristal küre yada zil asarak baskılı enerjiden kurtulabilirsiniz.
  • Kırmızı rengini kullanabilirsiniz
  • Banyo kapılarını kapalı tutun,dış taraflarına ayna koyun.
  • Evinizi sık sık havalandırın.
 Gelecek,yaratıcılık ve çocuklar ;
  • Bu köşeye radyo,telefon,müzik seti koyarak enerjiyi arttırabilirsiniz.
  • Çocuk sahibi olmak istiyorsanız bu bölümdeki enerjiyi harekete geçirmelisiniz
  • Bu bölüme koyacığınız bir masa yaratıcı çalışmalarınız için uygun ortam oluşturur.
Kendini geliştirme,bilgi;
  • Bu köşeyi parlak bir ışıkla aydınlatabilirsiniz.
  • Rüzgar çanı asabilirsiniz
  • Mavi çiçekli bitki koyabilirsiniz
  • Dağlara yada sessiz yerlere ait resimler,bilge kişilerin portreleri koyulabilir.

Kariyer,iş:
  • Bolluk bölümüne uğurlu el koyabilirsiniz(Uğurlu elden başka bir yazımda bahsedicem)
  • Rüzgar çanı gibi objeler asabilirsiniz.
  • Sırtınızı duvara verecek şekilde oturun.
  • Kristal asın.

Yardımcı insanlar,Seyahat;

  • Uğurlu el koyabilirsiniz
  • Dinsel ruhsal inanışınızla ilgili olan objeler koyun.
  • Öğretmne,danışman gibi yardımcı insanların resmini koyun.
Kaynak:"İçindeki gücün sırrını keşfet"-Nuray Sayarı





























9 Haziran 2011 Perşembe

Hormonlarınızda düzensizlik varsa mutlaka deneyin"Hayıt Tohumu"

Bundan 3-4 ay önce hormonlarımda düzensizlik vardı ve buna bağlı olarak bazı problemler yaşıyordum..
Örneğin vicudumda prolaktin hormonu çok salgılanıyordu..
Doktor kontrolunde tedavim devam ediyordu.Internette hormon düzensizliklerine hangi bitkinin iyi geleceğini araştırırken hayıt tohumunu keşfettim..


Kullandım ve gerçekten etkili oldu..

                                                                                                                                                                                 Hayıt tohumu böyle birşey..Aktarlardan alabiliyorsunuz ve çay gibi demliyorsunuz.



Hayıt çayı nasıl hazırlanır?
Hayıt çayını evde kendi hazırlamak isteyenler şu şekilde bunu yapabilirler: İlk önce yarım çay kaşığı miktarındaki hayıt tohumu bir miktar ezilir. Daha sonra bu hayıt tohumu 1 su bardağı miktarındaki suyun içinde kaynatılır. 15 dakika boyunca demlenmesi beklendikten sonra süzülüp içilir. Hayıt çayının taze olarak hazırlanması ve bekletilmeden, soğutulmadan içilmesi önerilmektedir


  • Adet düzensizlikleri ve adet öncesi gerginliği tedavi etmede kullanılıyor(Düzelme olduktan sonra yada gebelik durumu var ise kullanılmamalıdır)
  • Emziren kadınlarda süt arttırma işlevi de mevcut.
  • Erkeklerde ise sadece cinsel istek azaltıcı özelliğe sahiptir
  • Zihni güçlendirir,afrodizyak etkisi vardır

Bir problem olmaması için doktorunuza sorarak kullanmanızı öneririm.

Kaynak :http://www.bitkikurleri.com/

11 Mayıs 2011 Çarşamba

Mutlaka Tanımalısınız!!! "Mircan KAYA"

Blogumda etkilendiğim ,sevdiğim ,yeni öğrendiğim ne olursa paylaşmaya çalışıyorum..

Mircan Kaya 'da  yaşamından ,başarılarından  etkilendiğim,"Kar Beyaz" ile Altın Portakal Müzik Ödülünü kazanması sonrası bir dergiye verdiği röportajla açıkçası tesadüfen karşılaştığım bir müzisyen...Belki de siz tanıyorsunuz,ben geç keşfettim...

Kendisi birçok insanın aksine popüler olma endişesi yaşamadan yolunda yürümüş biri...Yurtdışında yurtiçinde olduğundan daha çok tanınıyor ,Loreena McKennitt'la yarıştırılıyor..

^^^Yazımın bundan sonraki kısımları Mircan Kaya'nın sitesinde yer alan biyografiden alınmıştır

"Üstün yetenekli olarak tanımlandığı tüm okul yaşamı boyunca bilim, sanat, spor ve yaşama dair ne varsa ayrım yapmaksızın yaşamına katmaya adamıştır kendini"


"Üniversiteye girdiği yıl bir karar vermiştir: Bu okuldan mühendis olarak mezun olduğumda okunması gereken tüm sanat eserlerini okumuş olacağım,  çok iyi gitar çalıp söyleyeceğim, İngilizce’mi Arapça’mı ileri seviyeye çıkaracağım, yürümem gereken tüm yolları yürüyecek, dans edeceğim. Üniversite yılları bu etkinliklerle dolu hummalı yıllardır"

"Boğaziçi Üniversitesi’nde master yapmaya karar verdiğinde iki çocuk annesidir. Bu arada
önce hem musluklarımızdan akan içme suyuna ait şebekenin matematik modelleme projesinin kilit mühendisi olarak, hem de daha sonra  ileri mühendislik teknolojileri üzerine Fransızlarla çalışır. Fransa'da Chevire köprüsün' de eğitim görür. Onlarca binanın projesini bitirir. Azerbaycan Samur Apşeron Sulama Projesi'ni Proje Müdürü olarak tamamlar. Uluslar arası konferanslarda sunumlar yapar ve ileri mühendislik teknolojileri ile ilgili pek çok konferans düzenler. Hayatının hiçbir döneminde bilimi sanattan ayırmak gereği duymaz, yaratıcılığın yalnızca sanata mahsus bir kavram olmadığı bilinciyle çalışır."


"Son üç yıldır geleneksel müzikle ilgili çalışmalar yapıyor. Annelik deneyimini yansıttığı “BİZİM NİNNİLER” den sonra yayınlanan yeni albümü "KÜL" geleneksel ezgilerden oluşuyor. Acı ve hüzünle açılan ancak barış, sevgi ve huzurla biten bir müzikal yolculuk. Neşet Ertaş türkülerinin yanısıra, Anadolu'nun farklı yörelerinden anonim türküler ile yalnızca insan sesiyle yorumlanmış bir Gürcü parça var. Albüm, yaralı bir toplum olan Boşnak halkına ait bir barış türküsü ile bitiyor: "Dunjaluje Golem Ti Si, yani "Bütün Dünya ve İnsanları, Siz Muhteşemsiniz". KALAN MÜZİK' ten çıkan  albümde Muammer Ketençoğlu, Derya Türkan, Emin İgüs, Birol Topaloğlu gibi geleneksel müzik ustalarının  emeği var. Albüm çalışması sürerken  üç boyutlu yapı analizleri yapmak üzere Cezayir'e gitmiş. Gündüz analiz yapmış, gecenin ilerleyen saatlerinde ise internet üzerinden Cezayir geleneksel müziğini araştırmış. Bugün, dünyanın en büyük firmalarından birinin Türkiye Temsilcisi olarak deprem teknolojileri üzerine çalışıyor. Deprem teknolojilerinin dışında, İtalyan meslektaşları ile en çok konuştuğu konu İtalyan geleneksel müziği.  Padova Üniversitesi konferans salonunda sunum yaptıktan sonra, Padova sokaklarında sokak müzisyenleri ile muhabbet etmek hatta bazen eşlik etmek....ve hayatı böyle yaşayabilmek absürd değildir onun için. Çalışma masasının  bir yarısı mühendislik kitapları, diğer yarısı ise müzik, edebiyat ve felsefe kitaplarıyla dolu. Adorno, Sontag, Canetti, Sartre,  Mahmud Derviş, Nietche, Edward Said......  "

Albümleri ;

ELIXIR ,OUTIM ,NUMINOSUM,SALA,KÜL,BİZİM NİNNİLER

Daha fazla bilgi için;

http://mircan.net/index2.html

5 Mayıs 2011 Perşembe

Renkler ve Etkileri

Biymed Forum'da gördüğüm "renkler ve etkileri" ile ilgili olan bu yazıyı paylaşmak istedim;
renkler İdeal Moda Renginiz Hangisi
Renklerin yaşamdaki anlamları ve insan psikolojisine olan etkileri

Mavi, yalnızlığı, üzüntüyü, depresyonu, bilgeliği, güveni ve sadakati simgeler. İş görüşmelerine mavi giyerek gitmek kararlılığı ve bağlılığı ifade eder.

Mavi, bütün renkler arasında en iştah kapatıcı renktir. Doğada mavi renkli yiyecek çok ender bulunur. Mavi yiyecekler insana itici gelir çünkü ilk çağlarda atalarımız yiyecek ararken zehirli yada bozulmuş yiyeceklerden uzak durmayı öğrendiler. Genelde bu yiyecekler mavi, mor yada siyah olarak görünüyordu. Deneyler sırasında katılımcılara mavi boya katılmış yiyecekler ikram edildiğinde hemen hemen hepsi iştahını kaybetti.

Mavi, sinir sistemini rahatlatır. Kırmızının aksine zihni rahatlatan bir etkisi vardır ve insanların biraz daha düşünceler içine dalmasına yol açabilir. Huzurlu ve sakin bir mavi yatak odası için ideal bir renk olabilir, çünkü vücudun sakinleştirici kimyasallar salgılamasına yol açar. Fakat mavinin daha koyu tonları soğuk ve iç karartıcı gelebilir.

Mavi, ile boyanmış ortamlar, çok koyu renkli olmadığı sürece üretimi arttırır. Araştırmalar gösteriyor ki, öğrenciler mavi odalarda daha yüksek notlar almakta ve halterciler daha ağır yükleri kaldırabilmektedir. Ayrıca insanlar mavi renkle yazılmış yazıları daha fazla akılda tutabilmektedirler.

Mavi, genellikle yıldızları, geceyi, insan sıcaklığını, kalıcı ve derin duyguları, düşünceyi ve dinlenmeyi simgeler. Maviyi sevenler genellikle romantik ve duygusal bir kişiliğe sahiptirler. Yalnız maviyi kesinlikle benimsemeyenlere de dikkat! Bu kişiler de romantiktir, ama duygularını farklı biçimde göstermektedir. Giyside mavi, sosyal bir kişiliğin göstergesidir. Çevreye uyumu hatırlatır. Mavi giyenlerin ´ciddi ve iyi bir insan´ olduğu imajı yaygındır. Yatak odası, banyo ve çalışma odası için ideal renktir. Sinir sistemi bozukluğuna da bire birdir. Bu nedenle sıkıntılı olduğumuz zaman denizi ya da gölü seyrederek yatışmamız, sakinleşmemiz söz konusu olabilir.



Kırmızı, sıcak, ateş, kan, şehvet, aşk, dinamizm, güç, heyecan, azim ve agresiflik gibi kavramları simgeler. Kan basıncını ve solunumu hızlandırabilir. İnsanları çabuk karar almaya ve beklentileri arttırmaya teşvik edici bir etkisi vardır.

Kırmızı, dikkat çekici bir renktir. Kırmızı renkteki kelimeler ve objeler insanların dikkatini hemen çeker. Dekorasyon ve dizayn yaparken kırmızı cisimlerin mükemmel olması önemlidir çünkü insanlar bu objeleri hemen farkedecektir. Arabalar konusunda kırmızı renk ile hırsızlık oranı arasında pozitif bir korelasyon vardır.

Kırmızı, duygusal olarak oldukça yoğun ve aşırı bir renktir. Kırmızı kıyafetler ruhu canlandırıcı olabilir. Bazı durumda kırmızı kıyafet enerji ve güç mesajı gönderiri ama aynı zamanda çatışmalara davet çıkarabilir.Ayrıca erotizmin de vazgeçilmez renkleri arasındadır.

Kırmızı, hakimiyet kuran bir renktir. Zemin olarak değil, vurgu yapmak için kullanılmalıdır.

Kırmızı, odalar insanı huzursuz eder uzun süre seyredildiğinde sinirlerde gerginlik yapar. Özellikle hastane bahçelerinde, toplu halde kırmızı çiçeklere yer vermek uygun olmaz. Tansiyonu yükseltir, kan akışını hızlandırır fakat kırmızı renklerin dağınık olarak kullanıldığı odalar insanların zamanı unutmasına yol açar. İşte bu yüzden barlarda ve gazinolarda kırmızı renge ağırlık verilir. Ayrıca iştahı açma etkisi nedeniyle restorantlar sık sık kırmızı rengi dekorasyon için kullanırlar, dünyadaki ünlü gıda firmalarının hepsinin logosunun kırmızı olduğunu hayretle fark edeceksiniz; Coca Cola, Pizza Hut, MC Donald's, Ülker, Burger King vs.


Sarı, parlak limon sarısı gözü en çok yoran renktir. Bu parlak renkten yansıyan ışık gözleri aşırı derecede uyarır ve rahatsızlığa yol açar. Aynı zamanda sarı renk metabolizmayı hızlandırır. Odayı parlak sarıya boyarsanız bebeklerin ağlamasına ve büyüklerin sinirlenmelerine yol açarsınız. Ayrıca sarı sayfalı not defteri ve bilgisayar ekranında sarı renkli arka fon pek iyi bir fikir değildir; beyninizi uyararak konsantrasyonu arttırabilir fakat gözleriniz için zarar vericidir.

Sarı, az miktarlarda kullanıldığında parlaklık ve sıcaklık hissi verir. Şakacılığı, aydınlığı, yaratıcılığı, samimiyeti ve hayata karşı rahat bir tutumu simgeler. Tıpkı güneşli bir gün gibi davet çekicidir. Sarı güneş ışığı gibidir: kendinizi iyi hissetmek için orda olmasını istersiniz ama gözünüzün içine girmesini istemezsiniz.

Sarı, rengin pek çok farklı tonu vardır. Saf sarı bütün diğer tonlar arasındaki en neşeli ve güneşli olanıdır. Fakat bir parça koyulaşmış haline bakmak daha keyiflidir. Soluk sarı dikkati, çürümeyi, hastalığı, kıskançlığı ve hilekarlığı simgeler. Sarı söz konusu olduğunda seçilen ton oldukça önemlidir.

Sarı, geçiciliğin ve dikkati çekiciliğin ifadesidir. O yüzden taksiler sarıdır. Dikkat çeksin ve geçici olduğu bilinsin diye. Araba kiralama şirketleri de logolarında sarıyı kullanırlar. Ayrıca bu yüzden dünyada hiçbir banka ambleminde sarıyı kullanmaz. Paranın geçici değil, kalıcı olmasını isterler.

Sarı, pek çok dinde ilahi varlığı simgeleyen bir renktir.


Kahverengi, doğal, rahat ve açık bir atmosfer yaratmayı sağlar gerçekçiliğin, plan ve sistemin rengidir. İnsanlar üzerinde canlılık hareketlilik etkisi bırakır. Yapılan bir deneyde, bir müzede fon kahverengiye döndürüldüğünde ziyaretciler daha çok yeri daha az zamanda gezmişler. Kahverengi toprağın rengidir, insanların hareketlerini hızlandırıyor

Kahverengi, ağırlıklı olan yerlerde uzun süre oturmak güçtür. Hareketliliği arttırdığı için özellikle fast-food restaurantlarda bu renk fazla kullanılır.Dikkat ederseniz dünyadaki fast-food restaurantlarının hepsinin sandalyeleri ve masaları kahverengi, duvar boyaları ise kahverengi-şampanya-pembe karışımıdır. Hiçbir fast-foodcunun duvarını beyaz göremezsiniz. Ayrıca büronuzda kahverengi mobilyalar kullanmayın. Kahverengi aynı zamandı teklifsiz, rahat bir renk olarak kabul edilir. Karşınızdakinin kendini resmiyetten uzak, daha rahat hissetmesini ve açılmasını sağlar. Mesela, gazeteciler. Tüm ünlüleri rahatlıkla konuşturmasıyla tanınan ünlü televizyoncu Larry King'i programında her seferinde kahverengi kravatlar ve ceketlerle görürsünüz.

Kahverengi, toprak rengidir ve diğer insanlar arasında kaybolur gidersiniz. İş görüşmelerinizde, profesyonel toplantılarda sakın kahverengi giymeyin.


Yeşil, ahenk, huzur, uyum ve anlayış ile ilgilendirilir. Güven verir. O yüzden bankaların logolarında en çok tercih ettikleri iki renkten biridir. Yatak odası için de rahatlatıcı bir renktir. Batıda büyük otellerin mutfaklarında duvar renginin, aşçıların yeniliklerini arttırmak için yeşile boyandığı söylenir. Yaratıcılığı körükler, rahatlatıcı özelliği nedeniyle büyük lokanta ve mutfaklarda kullanılır. Hastanelerde logo ve iç dizaynlarında yeşili tercih eder.

Yeşil, gözler için en rahat renktir ve görme gücünü arttırır. Sakinleştiricidir ve sinir sistemi üzerinde doğal bir etki yapar. Televizyona çıkmadan önce insanlar oturup sakinleşmek için yeşil renkli odalara alınırlar. Ye

Yeşil, doğanın ve baharın rengidir, insanlar üzerindeki etkisi tartışılmazdır. Yeşil alanlarda insanların daha az mide rahatsızlığı çektiği saptanmıştır.

Yeşil, pek çok kavramla ilişkili olarak gelir, bunların içinde en güçlüsü ve evrensel olanı doğadır. Buna bağlı olarak ayrıca yaşamı, gençliği, yenilenmeyi, ümitleri ve dinçliği simgeler. Bazı kültürlerde orta yaşlardaki gelinler, doğurganlığı simgelemesi için yeşil giyer.

Yeşil, rengin farklı tonları farklı mesajlar iletir:

* Koyu Yeşil -- soğukluk, erkeksilik, tutuculuk ve zenginlik kavramlarını ifade eder.
* Zümrüt Yeşili -- Ölümsüzlük.
* Zeytin Yeşili -- Barış.
* Sarımsı Yeşil -- Tüketicilerin en son tercih ettiği renk.

Yeşil, aynı zamanda Amerikan kültüründe parayı simgeler.


Siyah, tartışmalı bir renktir. Bir taraftan karanlık güçler, suç ve kötülük ile düşünülürken diğer taraftan sadakat, sebat, dayanıklılık, ihtiyat, bilgelik ve güvenilirlik ile ilişkilendirilir. Bir tarafta yönetim ve güç anlamına gelirken diğer tarafta acı, keder ve yas anlamına gelir.Batı’da yası, matemi anlatır, oysa Japonya'da siyah mutluluktur. Siyah fonda kullanıldığında karamsarlığı çağrıştırsa bile vazgeçemediğimiz romantik, gece rengidir.

Siyah, pek çok insan için kıyafet rengidir. Bazıları siyahı güçlü ve ciddi görünmek için kullanır. Bazıları ise daha zayıf gösterdiği için tercih eder. Ayrıca siyah şık ve zarif olarak kabul edilir.

Siyah, Konsantrasyonu en çok getiren renktir. Einstein'in konsantre olabilmek için perdeleri siyah, gün ışığı olmayan bir odaya girip ve bu şekilde düşündüğü söylenir.


Beyaz, saflığı, temizliği ve masumiyeti simgeler. Pek çok kültürde gelinler beyaz giyer. Ayrıca temizliği simgeler. Doktorlar, hemşireler ve labaratuvar teknisyenleri steril olmak için beyaz giyerler.

Beyaz, ışığı yansıtır ve ortamı serin tutar. Dolayısıyla yaz ayının kıyafet rengidir. Genel olarak serin ve canlandıran bir his verir.

Beyaz: Bütün toplumların kutsal rengidir. bazılarında ´ölümü´ simgeleyen beyaz, aynı zamanda ´öteki hayatın´ başlangıcı sayılıyor. Bu rengi sevenler, çatışmadan uzak, farklı ve özgür bir dünyanın arayışı içinde olan insanlardır.


Turuncu, sıcaklık, memnuniyet, verimlilik ve sıhhat ile iliskilendirilir. Güçlü ve cömert bir görünümü vardır.

Turuncu, en çok istah ile ilgili olan renktir.

Turuncu, renginin gizliligi olmayan, genis kapsamlı bir cazibesi vardır. Örnegin bir ürünün herkese uygun oldugunu ifade etmek için kullanılabilir yada pahalı bir uygun fiyatlı gibi algılanması saglanabilir.


Pembe, en romantik ve narin renktir. Aynı zamanda sakinleştirici bir etkisi vardır. Araştırmalar gösteriyor ki, pembe insanları yatıştırıyor ve kalplerini yumuşatıyor.

Pembe, için Dr. Alexander Schauss, hapishane demirleri pembeye boyandığında mahkumların arasında agresif davranışın azaldığını ifade etmiştir. Dr. Schauss'a göre “İnsan sinirlenmek istese bile pembe rengin yakınında başarılı olamaz. Kalp kasları yeterince hızlı hareket etmez. Pembe enerjiyi çeken bir sakinleştirici gibidir. Hatta renk körleri bile pembe ile sakinleşmişlerdir”. Fakat sonradan yapılan araştırmalar gösteriyor ki bu tür bir etki maalesef kısa sürelidir. Görünüşe göre vücut normal seviyesine geri döndüğünde bu sefer daha agresif bir ruh haline girebiliyorlar.


Mor renginin ruhsal esenlik ve sonsuzluk ile ilgili olduğu düşünülür. Eskiden beri ihtişam ve lüksün son basamağı olarak düşünülür. Tarih, yüksek sınıfların, saray mensuplarının daima morla bezendiklerini kaydeder. Nevrotik duyguları açığa çıkardığından, bilinçaltı insanları korkuttuğu saptanmıştır.


Gri Diplomatik ve ağır bir renktir. Hareketsizliği, yavaşlığı ve ciddiyeti temsil eder.

Yazı biymed.com/forum'dan,fotograf  /http://www.dantelelisi.com/ alinmistir.

26 Nisan 2011 Salı

ŞUUR VE BİLİNÇ ALTI TEKNİKLERİ,25.KARELER

Merhaba;

Aşağıda üyesi olduğum Biymed forumda okuduğum bir yazyı paylaşmak istiyorum.Uzun olmasına bakmayın,özellikle çocuklara izlettiğimiz herşeye ne kadar dikkat etmeliyiz bir kez daha gösteriyor...


ŞUUR VE BİLİNÇ ALTI TEKNİKLERİ

Şuuraltını etkilemeyi hedefleyen mesajlara “subliminal” adı verilir. Genel olarak “şuuraltına yönelik gizli mesajlar olarak ifade edebiliriz. Kişinin şuuraltına ‘’subliminal’’ mesaj göndermenin birçok yolu bulunuyor.



Bunlardan en çok kullanılanları :



1. Dijital ses dosyalarına gizlenen işitsel yolları.



2. Gözle algılanamayacak kadar kısa süreyle ve sık patlayan flaşlar şeklinde sinema ya da televizyon görüntüsü yoluyla şuur-altına itilen 25. kareler.



3. Reklam afişleri, logoları ve benzeri nitelikteki görsel malzemenin içine saklanmış şekil, kelime ve rakamlar.



Bu yöntem, bir ürünün reklâmını yapmaktan, bir inancın ya da görüşün propagandasını yapmaya kadar varan geniş bir yelpâzede kullanılmaktadır. Görsel ve işitsel olarak (şuurlu) algılananlar değil ; şuuraltı seviyesinde algılanan söz, resim, görüntü ve şekillerden oluşur.



Bunlardan en çok kullanılan Dijital ses dosyalarına gizlenen ses mesajlardır. Üzerinde oynanabilirliği ve işlenilmesi ve yayılması daha kolay olduğundan MP3 dosyaları gizli mesaj için biçilmiş kaftandır diyebiliriz. Peki sistem nasıl işliyor?



İnsan kulağı sâdece belirli frekans aralıklarındaki sesleri duyabilir. Eğer siz bir müzik parçasını rahatça duyabiliyorsanız, bu sizin duyabileceğiniz frekans aralığında olduğunu gösterir. İnsan beyninin algısı ise, bundan daha düşük ya da daha yüksek frekansları algılayabilecek kapasitededir. Dikkat ediniz : “duyabilecek” demiyoruz, algılayabilecek diyoruz.



Yani, kulağımız ancak belirli bir frekans aralığındaki sesleri duyabilir. Fakat beynimiz bu aralığın çok daha ötesindeki sesleri algılar, hisseder.



Şuuraltı ve şuuraltının özelliklerini anlattığımız zaman, ne demek istediğimizi çok daha iyi anlayacaksınız. Ancak şimdi öncelikli olarak bu “subliminal mesajlar”ın neler olduğunu ve nasıl işlendiğini sizlere göstermemiz gerekiyor.



8-12 hertz dalga boyundaki Subliminal mesaj içeren bir MP3′ü kulağınızla dinlersiniz, ancak içindeki gizli-mesajı beyniniz dinler. Bu esnâda kulağınız hiçbir şey duymaz. İnternette ve paylaşım programlarında şuuraltı mesajları içeren MP3 dosyaları bulunmaktadır. Hatta bu gizli mesajları frekans aralıklarına göre analiz ederek ortaya çıkartan yazılımlar dahi vardır.



Mesela, en korkunç uygulamalardan sadece biri: Amerika, Irak’ı işgal etmeden önce bir yıl boyunca (daha fazla da olabilir) Irak radyolarında Kur’an yayınının altından, çok düşük bir frekansta, kulakla duyulmayan, ancak dimağla algılanarak Iraklıların şuur-altına gönderilen: “Direnmeniz faydasız” gibi mesajlar verilmiş ve bir ülke işte bu şekilde şuuraltı mesajlar ile işgâle hazır edilmiştir.
25inci KARE

Kişinin şuur-altına subliminal mesaj göndermenin birçok yolu olduğunu söylemiştik. İşte bunlardan bir diğeri de 25inci Kare tekniğidir. Peki nedir bu 25inci Kare?



Gördüğümüz bir ânlık görüntü : 655 satır ve frame/çerçeve denilen 24 küçücük kareden oluşur. Sinema bandında, saat, dakika, sâniye olarak bir diziliş vardır. Sâaniyeden sonra kare gelir ve bir sâniye 24 karedir. Her 24 kare ise bir ekran büyüklüğündeki kareyi oluşturur. Her 327.5 satırda bir de "control-track" denilen aralık vardır. İşte bu aralıktaki görüntüler kesilip, aralarına başka görüntüler atılarak 25inci kare oluşturulur ve bu son kare olan 25inci kare ânlıktır. Yani görüntü sâniyede 1/24 olacakken, bu 1/25'e çıkar. Kareler 25 olunca bir anda bir görüntü gelir ve ânında kaybolur. Genellikle görünmez, daha doğrusu görülür ama şuuraltında kalır.



25 karenin temel mantığı da mesajı şuur-altına göndermek olduğu için, artık dünya sinema sanâyi’nde bu tekniği kullanmayan yok gibidir. Yani sizler evlerinizde rahat koltuklarınıza oturup herhangi bir televizyon kanalındaki herhangi bir dizi/ film ya da bir belgeseli seyrederken aynı zamanda 25 karelerle şuur-altınıza gönderilen mesajlara/ telkinlere/ saldırılara ma’ruz kalabiliyorsunuz.



Göz bunları görmüyor ama sâniyenin 3 binde biri gibi bir zaman aralığında bu görüntü şuuraltına ulaşıyor. Bu gizli mesajlar sâyesinde, o reklâmı, diziyi, filmi ya da herhangi bir resmi hazırlayan kişi/ yapımcı/ yönetmen kendi hedefine, niyetine ve ideolojisine göre vermek istediği mesajı “25inci Kare”lerle şuuraltına göndermiş oluyor.
PEKİ, GÖREMEDİĞİMİZ HALDE NASIL ETKİLENİYORUZ

BU 25inci KARELERDEN?


Bu adamlar zaten açıktan açığa bu işi yapıyorlar. Filmlerle, reklamlarla her türlü mesajı veriyorlar. Buna rağmen niçin böyle gizli bir kare uyguluyorlar?



Cevâbı çok basit : Çünkü, gördüğümüz zaman bu kadar etkili olmuyor. Çünkü, kişi, şuurlu bir tercih ile gördüklerini veya duyduklarını ya red ediyor ya da kabul ediyor. Çünkü baştan önüne seçenek olarak getirilmiş oluyor.



Fakat bu, öyle bir şey ki insan onu görmüyor, duymuyor ve hissedemiyor, yani bizlerin algı frekanslarımızın tamamen altında veya üstünde yer alıyor. Böyle bir şeyi kabul yahut red etme gibi bir imkânımız var mı? Elbette hayır.



İşte 25. karenin ve subliminal reklamların temel mantığı budur! Hedefteki kitlenin şuurlu tercih hakkını gasbederek, onları gizlice zehirlemek!


Bu işi yapanlar insanı ve insanın yaratılışını (fıtratını) çok iyi biliyorlar. 1900’lü yıllara kadar uzanan bir geçmişi var bu tür çalışmaların. Psikolog ve psikanilistlerin insanla ilgili uyguladıkları, gözlemledikleri ve deneylerle ortaya koydukları bilgi ve bulgulardan yola çıkarak “İnsanı nasıl etkileyebiliriz” sorusuna cevap aradılar. İlk başta ticarî hedefler ve büyük şirketlerin mallarını halka pazarlamanın bir yolu olarak gördüler bu şuur-altı telkinleri. Daha sonra ise bu taktiği öğrenen her kişi ve her yapımcı kendi niyet, inanç ve ideolojisine göre vermek istediği mesajları bu yolla insanlara zerk etmeye başladılar.
25inci KARE NE ZAMAN ve NASIL ORTAYA ÇIKMIŞTIR?

Şuuraltının bütün görüntü, ses ve resimleri kaydetme özelliği 1900’lü yıllardan beri insanları yönlendirmek için kullanılmaktadır.



1900’lü yıllarda Knight Dunlap adında Amerikalı bir psikoloji profesörü ilizyon gösterisi yaparken şuur gücüyle algıalanmayan “hissedilemez gölgeler” kullanarak aynı uzunluktaki 2 çizgiyi seyircilerin farklı ölçülerde algılamasını sağlamıştı.



İşte buradan hareketle şuur-altını hedef alarak mesaj göndermeyi hedefleyen ve adına “Subliminal Mesajlar” denen bu tür reklamlar ilk kez 1950'li yıllarda Amerika'da ortaya çıktı.



James Vicary adlı reklamcılık uzmanı, sinema salonlarında yaptığı bir deney sonucu patlamış mısır ve kola satışlarının arttığını iddia etti. Bu deneyde film perdede oynarken, sâliselik görüntüler hâlinde gözle görülemeyen gizli kareler ve gizli mesajlarda : “patlamış mısır ye” ve “Kola iç” sloganları çıkıyordu. Seyirci bu sloganları şuurla algılayamadığı hâlde, şuuraltına hitap eden bu sloganlar neticesinde Kola satışlarının yüzde 18.1, patlamış mısır satışlarının ise yüzde 57.7 arttığı görüldü.



Bu şekilde, şuur-altına yönelmenin reklamın etkinliğini artırmada daha işlevsel olduğu görülmüştür. İşte o gün bugündür uygulanan 25inci kareler sâdece bir insanı ya da bir topluluğu değil ; bütün insanlığı tehdit ede-gelmektedir.



Bir grup psikolog ve yazar bu konunun gündeme geldiği ilk yıllarda bu yöntemin uydurma ve efsâne olduğunu ve insanları etkilemeyeceğini söylediler. Ancak, beyin dalgalarını ölçen teknolojilerin gelişmesi ile gizli-mesaj içeren reklama beynin daha farklı ve fazla tepki verdiği gözlemlendikten sonra, bu yöntemin etkisi ispatlanmış oldu.



İşin en ilginç tarafı ise bu konuyu gündeme taşıyan, kitap, tez ve âile eğitim seminerlerinin yok denecek kadar az olmasıdır. Yıllardır uygulanan böyle ciddî ve hayatî bir konunun nasıl olup da bütün bir insanlık tarafından henüz bu şekilde yeni-yeni öğreniliyor olması düşündürücü olsa gerek.



Televizyon karşısında uyuyan/ uyutulan bir çağda yaşıyoruz!



Uyan ey toplum ve uyandırın uyuyan ruhları!



Şuur-altımızı başkaları değil ; biz yönetelim!
ASIL HEDEF COCUKLAR

Subliminal teknolojisi maalesef çizgi filmlerde, şarkılarda, reklam panolarında, filmlerde yasal olmayan bir şekilde kullanılıyor. Çocuklara sevgiyi kardeşliği öğütleyen masum zannettiğimiz çizgi filmlerin arasına pornografik resimler, şiddet unsuru içeren görüntüler bu teknolojiyle saklanıyor. Çocuğumuz fark etmeden o görüntüleri beynine konuk ediyor ve şahsiyetinin oluştuğu o en ciddî yaş dilimde (sıfır-yedi yaş arası) bu görüntüler içeride şuur-altında hapsoluyor. Artık siz siz olun her gördüğünüz ve duyduğunuza çok dikkat edin.



Özellikle Disney, yaptığı çizgi filmlerde cinsellik temasını yıllardır çocuklarımızın şuur-altına kazımıştır.
“BU FİLMDE / DİZİDE SANAL REKLÂM UYGULANMAKTADIR

Sizler, televizyonlarınızın karşısında uyumaya devam eden ruhlar, koltuğunuza oturup en sevdiğiniz dizi ya da filmleriniz yayına başlarken : “BU FİLMDE / DİZİDE SANAL REKLÂM UYGULANMAKTADIR” uyarısını görmediğinizi söyleyebilir misiniz?
Peki ne demek “Sanal Reklam?”

Sanayi Bakanlığına göre sanal reklamın tarifi aşağıdaki gibi :



"Sanal reklam"; hukûken kullanımı meşru görüntülerin, canlı veya banttan bilgisayar marifeti ile manipülasyonu ve söz konusu görüntülerde yer alan muhtelif unsurları reklam amacı ile, halihazırda kullanılan veya ileride geliştirilecek teknolojiler vasıtasıyla oyun sahası ve çevresi üzerine düşürülen tüm görüntüleridir.”



Televizyonda izlediğimiz pek çok dizide ya da filmde ya marka yerleştirme ya da sanal reklam uygulamaları ile karşılaşıyoruz. Bir dönem gişe rekorları kıran “Kurtlar Vadisi Irak” filmini hatırlayın. Film başlarken “Bu filmde sanal reklam uygulaması yapılmaktadır” uyarısı vardı. Ekranda bir ovada yol alan otomobili izlerken birden bir mimarlık firmasının reklam tabelası ve bir apartman beliriveriyor. Kerpiç evlerin üstüne getirilmek istenmiş ama başarılı olunamadığı için ortalık yerde duran uydu antenleri reklamları ve uyarı tabelalarının altında beliriveren markalar


o halde en can alıcı soru şu:
niçin sanal reklam

Çünkü, şuur-altına telkin göndermenin en iyi yolu da ondan.



25. karenin uygulandığı bir film :
DÖĞÜŞ KLÜBÜ / The Fight Club

Niçin bu film?



Bir kere adına bakarak bunun bir dövüş filmi olduğunu zannetmeyin.



“Gün gelir sâhip olduklarınız, size sâhip olmaya başlar!” sloganı ile Modern insanın tüketim merkezli hayat tarzını sorgulayan ve aynı zamanda şizofren (çift-kişilikli) bir şahsiyeti anlatan bir filmdir döğüş klübü.



Edward Norton ve Brad Pitt’in başrollerini paylaştığı ve David Fincher’in yönettiği bu film, 2000 yılında Empire Ödülü (İngiltere), 2001’de En iyi DVD, en iyi DVD anlatımı, en iyi DVD özel içerikleri ödülünü almış ve 2005 yılında Total Film magazin ödüllerinde (UK) “Dünyanın bu güne kadar gelmiş geçmiş en iyi film ödülü”ne lâyık görülmüştür.



Gerçekten çok etkileyici bir filmdir. Moderniteye karşı çıkarak :



“Gün gelir sâhip olduklarınız, size sâhip olmaya başlar”



“Her şeyi kontrol etmeyi bırak ve rahat ol…”



“Nefret ettiğiniz işlerde çalışıp gereksiz şeyler alıyorsunuz.”



“Seyrettiğiniz reklâmlar yüzünden araba ve kıyafet değiştiriyorsunuz.”



“Sizler paranız kadar iyisiniz.”



“Siz işiniz değilsiniz…”



“Bindiğiniz araba değilsiniz.”



“Kredi kartlarınızın limiti değilsiniz” diyordu.



Şimdi, “Dünyanın bu güne kadar gelmiş geçmiş en iyi film ödülü”ne lâyık görülen bu filmdeki 25inci kareleri yakalayabilmek ve filmdeki her sâniyeyi kare-kare izleyebilmek için önce :



1. Filmi bilgisayarınıza kaydedin.



2. Media player ile izlerken film sahnelerini 1/16 “Slov / yavaş” izleme modunda.



3. “klcodec” ile izlerken alttaki ok işaretlerinden “Decrease Speed”e üç kez tıklayıp filmi en yavaş haline getirmeniz gerekmektedir. Böylece her sâniyeyi yaklaşık 5 saniyede izleyecek ve her kareyi tek-tek yakalayabileceksiniz.



SONUÇ:



1. Araştırmalarımızın sonucunda filmin yönetmeninin cinsî sapık (sexomaniac) olduğunu öğrendik.



2. Filmin (bizim yakalayabildiğimiz) 26 farklı yerinde 25inci kareler kullanılmış.



3. 25inci Kare tekniği ile elinde sigara olan Brat Pitt resmi filmin çeşitli yerlerine yerleştirilmiştir.



4. Yönetmen filmin 2 farklı yerinde 25inci kare tekniği ile erkek cinsel organını yerleştirmiş.



5. Yine filmin 2 yerinde Çocuk Pornosu şuur-altına yerleştirilmiş.

6. Unutmayın 25. karelerin yer aldığı her film gibi bu filmde de normal seyrinde görülmesi gerekenlerin dışında hiçbir şey görülmüyor. Aslında çok şey görülüyor ancak hiç kimse ne gördüğünü bilmiyor.



7. Uyanmayanlar ve hâlâ 25. karenin varlığına ihtimal vermeyenler, denesin ve görsün diye filmdeki en can alıcı karelerin sadece bir kısmının dakika ve saniyelerini aşağıya sırasıyla yazıyoruz. İsteyen filmdeki tespit ettiğimiz bu dakika ve saniyelerde filmi durdurup kare-kare izleyebilir
06:02= elinde sigara olan Brat Pitt resmi,



31:07 = cinsel öğeler erkek cinsel organı,



31:14 = cinsel öğeler,



46:41 =cinsel öğeler,



49:09 = cinsel öğeler,



50:42 ile 50:52 = çocuk pornosu mesajları…



Film bitiyor binalar yıkılıyor ve yine erkek cinsel organı filmin finali olarak 25. karede yer alıyor.


Filmin en tuhaf gelen bölümü ise Tayler’in işi sabun imalatçılığı olmasına rağmen, 30uncu dakikadan itibaren, Tayler’i anlatırken onun bir sinema yapımcısı olduğunu anlatmasıdır. (Filmin sadece bu 2 dakikalık bölümünde Tayler bir sinema yapımcısıdır)



Şu ifadeler 30uncu dakikadan sonra aynen filmde geçmektedir :



“Sinema filmleri tek bir makarada olmaz ; birkaç makarada olur ve bir kare bittiğinde diğer makaraya geçerken birisinin düğmeye basması gerekir. O an geldiği zaman projektörleri değiştirir ve film devam ettiği için kimse bir şey anlamaz. Çünkü bu iş beraberinde bir çok ilginç olanak da sunuyor. Bütün aile filmlerini kare kare görmüştür. Yani izleyici cesur köpek ile ünlü bir şahsiyeti aynı perdede izlerken neler gördüğünü bilmez. KİMSE GÖRDÜĞÜNÜ BİLMİYOR AMA GÖRÜYOR” der ve sorar: “ACABA KAÇINIZ ONU İŞ BAŞINDA YAKALAYA BİLİRSİNİZ?”
DKKATAdamlar yaptıkları işi aynı filmde anlatıyorlar!
REKLAMLARLA ŞUURU ÇALINAN İNSANLAR

İnsan beyninde şuur-altının tepki verdigi iki mühim olay var : “doğum” ve “ölüm”. Şuur-altımız bu 2 vak’aya çok daha fazla tepki veriyor. Bu 2 mesaja daha duyarlı.



“Sex” (cinsellik) mesajı doğum arketipinde, “kill” (öldürmek) mesajı da ölüm arketipinde karşılanıyor. Bu semboller verilmek istenen mesajın içine yerleştirildiğinde şuur-altı bunları öncelikli algılar olarak saklayabiliyor ve sıra kullanıma geldiğinde bu öncelikli depolanan veriler, davranış ve hareketlerimize yön çiziyor.
ŞUUR-ALTI MESAJLAR

YASAK DEĞİL Mİ?


Şuur-altı reklamlarının etkisinin ispatlanmasının ardından bir yandan bu yöntemin kullanımı arttı ve diğer yandan da bu gibi yöntemlerin kullanılmasını önlemeye yönelik yasalar çıkartıldı. Ülkemizde RTÜK şuur-altı reklamı : “Teknik cihazlar vasıtasıyla televizyon yayınlarında çok kısa süreli görüntüler kullanarak, izleyicilerin ancak bilinçaltıyla algılayabilecekleri ürün veya hizmetlerin tanıtılmasına ilişkin mesajlar içeren reklamlar” olarak tanımlamıştır.



Yasalarımız tüketicinin korunması bakımından, gizli reklam ve şuur-altı reklamı da yasaklamıştır. 3984 sayılı yasanın 20. maddesi: "Reklamların, program hizmetinin diğer unsurlarından açıkça ve kolaylıkla ayırdedilebilecek ve görsel ve işitsel bakımdan ayrılığı fark edecek biçimde düzenlenmesini, şuur-altı ile algılanan reklamlara izin verilmemesini" hükme bağlamıştır.



Radyo ve Televizyon Kuruluşları Reklam Yayın İlkeleri ve Usulleri İle Reklam Gelirleri Üst Kurul Paylarının Ödenmesi Hakkında Yönetmeliğin 11. maddesine göre de: "Yayınlarda gizli reklam yapılamaz. Programlarda açıkça reklam olduğu belirtilmedikçe ürün veya hizmetler reklam amacını taşıyan şekilde sunulamaz. Çok kısa sürelerle imaj veren, elektronik aygıt veya başka bir araç kullanılarak veya yapılarının ne olduğu konusunu izleyenlerin fark edemeyecekleri veya bilemeyecekleri bir biçime sokarak, bilinçaltıyla algılanmasını sağlayan reklamların yayınlanması yasaktır."



1964`te İngiltere, 1974`te ABD olmak üzere dünyadaki 55 ülke insanlarını bu tekniklere karşı korumaya almıştır. Rusyanın Ekatirinburg şehrinde yayın yapan ATN Televizyonun “Otur ve ATN izle” şeklinde bir gizli mesaj verdiği tespit edilmiş ve 2 ay yayın lisansının iptal edilmesine neden olmuştur.



Neticede, Türkiye’de ve dünyanın birçok yerinde şuur-altı reklam yasaklanmıştır ama bütün reklamları, dizi, film ve belgeselleri şuur-altı mesaj içerip içermediği noktasında denetleyecek bir yapı kurulamamıştır.
ŞUUR-ALTI VE GENEL ÖZELLİKLERİ

Günlük hayatımızda yaşadığımız bazı sorunların şuur-altımızdan kaynaklandığını hep söyleriz ama acaba kaçımız şuur-altımızın gücünün ve öneminin farkındayız?



Şuur-altı çoğumuzun bildiği ya da duyduğu bir kavramdır. Bu kavram şuurumuzun farkında olmadığı ama davranışlarımızın yönlendirilmesinde önemli rol oynayan bir yapıyı belirtiyor. Şuuraltı, alt benlik, şuur-dışı olarak da adlandırılan şuur-altı kişiliğimizin farkında olmadığımız, kontrolümüz dışındaki parçasını temsil etmektedir. Diğer bir deyişle bu, buzdağının görünmeyen kısmıdır.



Otomatik bir pilot gibi bütün tecrübelerimizi depolar. Bir hâfıza deposudur. Tecrübelerinizi hâtıralar şeklinde depolar. Şuur-altı heyecanlarımızı, sezgilerimizi, alışkanlıklarımızı ve güdülerimizi depoladığı gibi, bunların faaaliyete dökülmesinden de sorumludur.



Şuuraltımız, zihin telkin yoluyla iknâ olunmaya müsâittir. Şuurlu zihnin aksine, sorgulamadan tekrarla gelen teklifleri kabul eder, pekiştirir. Bütün otomatik davranışlarımız, alışkanlıklarımız ve heveslerimiz haâfızada kayıtlı bilgiler arasındadır. En önemli vazifesi ise depoladığı verilere dayanarak mutluluğu sağlamaktır.

Şuuraltı zihin delillerle ne iknâ edilebilir, ne de aldatılabilir. Fikirlere ve imajlara karşılık verir. Şuur-altının en mühim özelliği ise : şuurumuzun farkına varmadığı olayları, sesleri, resimleri kaydetmesidir. Siz 5 katlı bir binaya çıkarken merdivenleri saymıyorsunuz ama şuur-altınızda bu sayı biliniyor ve kaydediliyor. Aynı şekilde bebekliğimize dair hâtıralar şuur-altı kayıtlarının arasında bulmak pekâlâ mümkündür.



Şuur aynı anda 3 ilâ 7 işi yapabilir. Daha fazla görev yüklendiğinde kilitlenir. Bu yüzden dikkatimizi yönlendirmediğimiz, bizi o anda ilgilendirmeyen birçok veri bu filtreden süzülür. Beş duyumuzun karşılaştığı çok sayıda duyum, algılanmadan şuur-altı hafıza deposuna aktarılır.



Demek ki duyduğumuz, gördüğümüz ama kavrayış olarak algılayamadığımız her şey şuur-altına ileride tekrar kullanılmak üzere veri olarak depolanır ve gelecekteki hareketlerimize yön çizer. İşte tam da bu aşamada şuura değil ama şuur-altına hitap eden bütün propaganda ve veriler, bizim davranışlarımıza yön çizen güdüler olarak karşımıza çıkar. Zira sıklık arz eden tekrarlar derûnî algılarımıza yöneliktir.
GERÇEK GÖRDÜKLERİMİZ Mİ?

Şuur-altı dediğimiz şey, şuurun binde 999'unu oluşturuyor. Yani biz şu anda bu yazıyı, binde 1 seviyesinde görüyor, dinliyor ve okuyoruz.



Bunlar nasıl mı gerçekleşiyor? Gözde bilimsel olarak “fovea hareketleri” olarak isimlendirilen, gözün fovea hareketleri sizin şu anda görmediğiniz şeyleri de görüyor. Göz devamlı bir tarama içinde. Tarıyor ve aldığı bilgileri şuur-altına atıyor. Bu söylediklerimiz bilimsel verilerdir.


Biz, normal şartlarda gözümüzün fovea hareketleriyle beynimizde depolanan şeylerin çok azını hatırlıyoruz. Ama mesela markete gittiğimizde 10 tane deterjan arasından 1 tanesini çekip alıyoruz. Yani gördüğümüzün ve de duyduğumuzun farkında olmadığımız şeylerin, şuur ortamına çıkarak bize o malı satın aldırması söz konusu oluyor.


Yani biz görmediğimizi zannettiğimiz şeyleri aslında görüyoruz ve şuur-altımıza gönderilen verilerin karar verme ya da faaliyete geçme aşamasında fikirlerimizi ve davranışlarımızı doğrudan ETKİLİYOR


http://www.biymed.com/forum'dan alıntıdır.

17 Şubat 2011 Perşembe

SOLAKLIK...

Geçen hafta Etkili ve doğru konuşma eğitimine katıldım,eğitmenimiz "Tamer Güler" oldukça başarılı biri..Gerçekten bu konu hakkında çok fazla bilgisi var ve çok yetenekli..Bu konuda bir ihtiyacınız var ise kurslarını tavsiye ederim..

Gelelim konumuza...
Ben küçükken solakmışım ve benim sevgili(!)  ilkokul öğretmenim sol elimi bağlayarak sağ kolumu kullanmam yönünde baskı yapmış..Ne kadar akıllıca değil mi!Kendisine sevgilerimi (!) iletiyorum tekrardan!

Sağ koluma kullanmam için yapılan baskı imiş benim çok hızlı konuşmamamın sebebi...Çocuk ruh bilimini azıcık araştırdığımızda bu şekilde baskıya uğrayan çocuklarda  kekemelik,ruhsal bunalım gibi sorunların ortaya çıkabileceğini belirttiklerini görüyoruz...El kullanma becerisi,beyindeki konuşma merkezi ile aynı yerden yönetildiğinden bu baskı sebebiyle el kullanma becerileri de sorun oluyor..Aynı benim gibi...Beden derslerinde atış yapmak benim için hep sorun olmuştur örneğin..

Lütfen çocuklarınız solak ise sağ elini kullanma yönünde herhangi bir baskı yapmayın...

Nasıl rahat ediyor ise o şekilde yaşamasına izin verin...Bu gerçekten çok önemli bir konu...Kendim bu sıkıntıyı yaşadığım için bilgi vermek,paylaşmak istedim..

28 Ocak 2011 Cuma

Şarap..

Şarap içmeyi seviyorum....

(Bu cümlenin arkasından ama dozunda,abartmadan, v.b.  konuşmalar yapmayacağım,günah mı değil mi...hiçbir yargıya yoruma yer vermeyeceğim...Gayet açık ve net...Ben Şarap içmeyi seviyorum...)





P.S:Resim http://www.kayrasaraplari.com/Default.aspx' dan alınmıştır


Hürriyet gazetesinde  okuduğum bu habere göre Türk Şarapları Platformu’nda (Wines of Turkey )şaraplar kategorilenmiş,benim gibi Şarapsever'lere duyrulur...


Olağanüstü kategorisi
Pendore Syrah 2008 (Kavaklıdere)

Mükemmel kategorisiSeneler Öküzgözü 2008 (Turasan)
Selendi Cabernet Sauvignon, Merlot, Shiraz, Cabarnet Franc 2008 (Selendi)
Imperial Ökügözü Blend 2006 (Kayra)
Signium 2008 (Doluca)
Centum Syrah 2007 (Sevilen

İyi kategorisiSeneler 2008 (Turasan)
Karma 2008 (Doluca)
Kocabağ Öküzgözü 2008 (Kocabağ)
900 Cabernet Sauvignon 2007 (Sevilen)
Seneler Narince 2008 (Turasan)
Kav Tuğra Kalecik Karası 2008 (Doluca)
Kocabağ Kalecik Karası 2009 (Kocabağ)
Prestige Boğazkere 2004 (Kavaklıdere)

Kaynak :http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=16862050